Müzik hayatına adım atma kararını nasıl aldınız?

Lise dönemimizde benim kurduğum amatör bir orkestramız vardı. Müzik yetenek işidir ve bu yetenek genelde insanda okul çağlarında kendisini göstermeye başlar. Biz de lise döneminde sınıf arkadaşlarımızla beraber yaklaşık 10 – 11 kişilik bir orkestra kurduk. Orkestra olarak tamamen kendi bestelerimizi ortaya çıkartmayı amaçladık. O dönemler 80’li yılların başlarıydı ve biz o dönemlerde kendimize ait çok sıkı, çok sağlam iki üç tane şarkı yapmıştık. Daha sonra Milliyet’in liseler arası şarkı yarışması düzenlediğini öğrendik. Yarışmaya Türkiye’nin birçok yerinden lise orkestraları katıldı. Katılanlardan biri bizdik ve bu yarışmada mansiyon ödülü aldık. Bu bizim için, bizi müziğe daha da çok teşvik eden önemli bir başarı oldu.

Eğitim Fakültesi mezunusunuz fakat mesleğinizi yapmak yerine müziği seçmenizin nedeni, müzik tutkunuz mu?

Kesinlikle! Ben müziği çok seviyorum, müzik benim için bir yaşam biçimi. Hem müzik de insanlara eğitim vermenin bir yoludur. Öğretmenlik de benim için vazgeçilmez mesleklerden birisidir. Edebiyat Öğretmenliği okudum ve bölümümün şarkı sözü yazmamda büyük katkısı oldu. Fakat öğretmenlik mi müzik mi diye düşününce, atandığım o dönemde müzikte de baya bir ilerlediğimiz için hayatıma müzikle devam etmeye karar verdim.

35 yıldır müzikle uğraşıyorsunuz, halkın sevdiği, değerli bir sanatçısınız. Peki kendi gözünüzde bu camiadaki yeriniz hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Ben müzikte her zaman doğru şeyleri yapmak istedim. Ben sanatın toplum için de olduğunu savunurum. Yaptığınız bir şeyin insanlar tarafından beğenilmesi, topluma katkı sağlaması, benim için önemlidir. Eğer müzik dünyasında bunu yapabildiysem, doğru yoldayımdır demektir. İnsanların duyguları vardır ve bu duygular çerçevesinde şarkılarını yaparlar ve söylerler. Ben de kendi tarzıma göre bestelerimi yazdım ve seslendirdim. İstediğimi şeyleri genellikle yapabilmişimdir. Tam anlamıyla yapamamamın nedeni de İstanbul’dan uzak yaşamamdır. Ama bu beni mutlu ediyor, şikayetçi değilim. Belki bugün Megastar Tarkan gibi olabilirdim. Ama benim için sevdiğim işi yapmak yeterli, fazlasına gerek duymuyorum. Yaptığım işten ve geldiğim noktadan mutluyum.

Bir Eskişehirli olarak, Eskişehirspor hakkındaki düşünceleriniz neler?

Eskişehirspor bizim sevdamız, vazgeçilmezlerimizden. Eskişehirspor, başka bir takım tutmamıza gerek kalmayacak heyecanı bize yaşatıyor. Futbolla gençlik dönemimden beri ilgilenirim, amatör olarak o dönemde oynadım da. O yüzden futbolla ilgili haberleri heyecanla takip ederim, Eskişehirspor beni daha çok heyecanlandırır. Dün de Eskişehirsporlu’ydum bugün de öyleyim. Eskişehirspor bugün zor günler geçirse de, Başkan Halil Ünal’ın bu günleri geride bıraktıracağına inanıyorum. Çünkü Halil Ünal, deneyimiyle geçtiğimiz yıllarda Eskişehirspor’a çok büyük katkılar sağladı ve sağlamaya da devam edecektir. İsteğimiz Eskişehirspor’u Süper Lig’de, daha iyi yerlerde görmek.

Daha önce Milli Takım’a besteler yaptınız, yine Eskişehirspor’a birçok beste yaptınız. Bu anlamda yeni bir beste planınız var mı?

Bugün için böyle bir planım yok. Çünkü Eskişehirspor’un sahip olduğu bestelerin büyük bir kısmı zaten bana ait. En son Milli Takım için ‘Haydi Türkiye’m’ diye bir marş yaptık ve benim için gerçekten iyi oldu. Bu konuda da iddialıyım, marş tarzındaki şarkıları en iyi ben yaparım. Mesela ‘Güneşimi Kaybettim’ adlı şarkım, duygusal bir şarkıdır. Fenerbahçe taraftarı bu şarkıyı tribüne uyarladı ve stadyumda söyledi. Bu da şunu gösteriyor ki, slow bir şarkım bile tribüne uyarlanıyor ve yakışabiliyor. Bu nedenle bu işin uzmanıyım diyebilirim.

Bugüne kadar 16 tane albüm çıkardınız, bugünlerde yeni bir albüm ya da tekli parça planınız var mı?

Evet, albüm çalışmam yok ama tekli parça planımız var. ‘Güneşimi Kaybettim’ adlı parçanın, remix’ini yaptık. Klibini de Eskişehir’de çektik. Yakın zamanda piyasaya çıkarmayı hedefliyoruz.