Türkçe eğitimcisi ve çocuk edebiyatı uzmanı olan Anadolu Üniversitesi Öğretim Görevlisi Dr. Olcay Saltık, çocuğun küçük yaşlarda okuma alışkanlığını edinebilmesi için ebeveynlerin rol model olması gerektiğini söyledi. Çocuğa yönelik okul yaşamında da yoğun bir ödev baskısı yüklendiğini vurgulayan Saltık, bu durumun özellikle ilkokul öğrencilerinin kitaplara yönelik ilgisini azalttığını belirtti. 

“Çocuklara ödevler yüklemek kitap okuma alışkanlığına yardımcı olmuyorlar” 
Kitap okuma alışkanlığının erken yaşlarda elde edilmesi durumunda, bunun ömür boyu sürdürülebilmesinin çok daha kolay olduğunu ifade eden Saltık, “Toplum olarak kitap okumuyoruz. Kitap okuma alışkanlığımız yok. Bunun temel sebepleri sadece çocuklar değil. Bunun sebeplerini annede, babada, okulda ve hatta kitaplarda da aramalıyız. ‘Hadi oğlum ödevini yap’ ‘hadi kızım şunu da yap’ diye diye küçük yaştan itibaren çocukları koşullandırıyoruz. Sadece aileler bunu yapmıyor. Okullarda da öğretmenler çocuklara ödevler yükleyerek, kitap okuma alışkanlığına yardımcı olmuyorlar. Bugün bilimsel araştırmalar, ‘Çocukların yaşamına çok küçük yaştan başlayarak kitaplar katmalıyız. Bu 1, 2 yaş hatta 6 aylık olabilir. Onları kitaplarla buluşturmalıyız. Çocuk kitapların sayfasını çevirdiği zaman orada düş kurabilmeli, düşünceler üretebilmeli’ diyor. Anne, baba çocuklarla zaman geçirmeli, onlara masallar, öyküler okumalı. Çocuk anlatılanların kılavuzluğunda düşsel serüvenlere atılmasına olanak sağlamalı. Öte yandan bu durum çocuğun kavram gelişime de katkı sağlayacaktır. Anne, baba çocuğa kitap okuyarak, çocuğu kitap okumaya özendirmeli. Kısaca, anne, baba çocuğa ‘Kitap oku’ ‘Hadi yavrum kitap oku, niçin kitap okumuyorsun?’ diyerek çocuğa kitap okuma alışkanlığı kazandıramaz” şeklinde konuştu. 

“Çocuklar, kitaplardaki karakterlerle özdeşim kuramıyor” 
Gelişen teknolojinin de genç neslin kitap okuma alışkanlığı kazanmasına sekte vurduğunu aktaran Dr. Olcay Saltık, “Günümüzde teknoloji bireylerin yaşamına o kadar girdi ki, teknolojiyi ayrı tutmak, ayrı düşünmek olanaksız. Bugün yapılan bir araştırma çok çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. 4 kişilik bir ailenin iletişim masrafı veya telefona harcadığı masraf 213 lira gibi bir rakamken, 4 kişilik bir aile kitaba yılda 26 lira gibi bir para harcıyor. Bu bile bu çarpıklığı çok net bir biçimde ortaya koyuyor. Öte yandan, bizde gerçekten okul öncesi dönemden başlayarak nitelikli kitap sorunu da var. Biz bugün küçük yaştan itibaren çocukları hep ideolojik karakterlerle buluşturuyoruz. Her şeyi bilen, doğrusunu yapan, hiç yanlış yapmayan mükemmel karakterler. Dolasıyla çocuk bu karakterlerle özdeşim kuramıyor. Özdeşim kurabilmesinin tek yolu, karakterin çocuğa yakın olması” ifadelerini kullandı. 

“Çocuk, karakteri kendine yakın bulmalı” 
Çocuklar için seçilen kitapların, çocukların karakterine seslenmesinin çok önemli olduğunu vurgulayan Saltık, konuyla ilgili şunları kaydetti: 
“Onun yaşam alanına giren her karakter, çocuğa özdeşim kurabileceği olanakları verebilmeli. Peki, yazar bunu nasıl gerçekleştirecek? Çocuk, önceden karaktere baktığı zaman, karakteri kendine yakın bulmalı. O karakterin yanlış yapabildiğini görmeli. Aslında yazar, kendi düşüncelerini doğrudan söylemek, ona yalnızca ahlaki iletileri vererek, onu doğru yola sevk edeceğini düşünmek yerine, örtük iletilerle sorumluluğu çocuğa verp onu olaylar üzerinde düşündürebilmeli. Çocuk, yazarla iletişime girdiği zaman, yazarın kendisine yukarıdan bakmadığına tanık olabilmeli. Yazar, çocuğa ‘Şunu yap’, ‘Bunu yap’ gibi söylemlerden çok bunu neden yapması veya yapmaması gerektiği üzerinden düşündürebilmeli. Sanatçı bunları gerçekleştirdiğinde, öte yandan anne babalar da küçük yaştan başlayarak çocuklarına zaman ayırıp onlarla okuma saatleri oluşturursa, çocuk da kitap okuma alışkanlık edindirebilir.”