Ergülen, “Alfabeyi dolduracak yoğunlukta memleketin ağırlığı mevzusu var. İnsanlar düşünmekte özgürdür ama düşünce özgürlüğü tek basına bir özgürlük değildir, yayma özgürlüğü de vardır bunun. Açıklama özgürlüğü vardır demedikçe düşünce özgürlüğü de vardır diyemeyiz. Bugün on çocuk tabipler odası için düşüncelerini yaydıkları için gözaltına alındı. Sosyal medya hesaplar kapatılıyor. Büyük bir ateş var.” diyerek TTB konusundaki görüşlerini dile getirdi.

Konuşma sırasında Adalet ve demokrasi haftasına değinen Özgür Mumcu, yolsuzluk hakkında bir haber yapıldığında haberi yapan kişinin hapse atılacağını düşündüğünü açıkladı. Bunu üzerine seyirciler arasında bulunan Mert isimli bir genç Mumcu’ya bir soru yöneltti.

Mert, “Sosyal medya hesabınızdan anayasa dersinize giren öğrencilerinize tam puan vereceğinizi söylediniz. Sözünüzde durdunuz mu merak ediyorum” şeklinde sorusunu sorarak söyleşiye katılan ilk kişi oldu. Mumcu ise cevap olarak; “Sınavlar bitmişti onu yazdığımda, latifeydi o. Normal şekilde not vermeye devam edeceğim. Anayasa hukukunu başka türlü nasıl anlatacağımı bilemedim kimse anlamıyor herkese 100 ver gitsin öyleyse dedim ama öyle değil tabi, o latifeydi.” dedi.

Adalet yürüyüşü geç kalınmış bir eylem

Adalet yürüşü konusuna değinilen konuşmada, Özgür Mumcu eylemin devamı nasıl gelebilirdi, nasıl daha etkili olabilirdi sorusunu yanıtladı.

“Biraz geç kalınmış bir eylemdi. Referandumdan sonra yapılabilirdi. Belki bu bir mesaj olur dedik ama o bir işe yaramadı. Ne yapılabilirdi, ben olsam ne yapardım; miting yaptım, yürüdüm başka? Silivri önüne çadır kurup uzunca bir süre beklenebilirdi belki çadırlar kurularak. Enis Berberoğlu unutuldu bu yürüyüşte altı biraz daha çizilebilirdi. Zor kararlar bunlar. Kafam bunlara çalışsa siyasete girerdim sanırım bilemiyorum.”

Söyleşi yönetmeni Haydar Ergülen’in; Mumcu için babasından çok farklı demesi üzerine Özgür Mumcu, “Siyasi çizgi olarak babamdan farklı görmüyorum kendimi. Herkes her konuda da aynı olamaz tabiki” diye cevapladı.

Söyleşiye CHP Eskişehir Gençlik Kolları Başkanı Berke Akyel’de soru sorarak katıldı. Akyel’in, “Edebiyat ve sanatın toplumun sorunlarını korkusuz şekilde göz önüne serebildiğini düşünüyorum. İstibdat döneminde edebiyatın halktan uzakta durması bu nerden kaynaklanıyor, bu çizgiye edebiyatı nasıl çekebiliriz?” sorusuna, Mumcu; “12 Mart ve 1/ Eylül baskıcı rejimden sonra filmlerde de öyle olmuştu. Çaresizlik vardı bireysellik vardı o zaman. Baskı yüzünden, 80’li yıllar tüm dünyada bireysele kaçıştı. Şu anda o kadar bireysellik olduğunu sanmıyorum şimdilerde. Ana akımsallaşma var tabi basitleştirilmiş içi boşaltılmış kitap kahve olayı var şimdilerde günümüzde. Onu da göz ardı edemeyiz. Ama eskiye nazaran şu an toplumsal konuların edebiyatta yer aldığını düşünüyorum” dedi.

Tek Adam ve Keşanlı Ali bezetmesi

İzleyicilerin arasından birinin “tek adam” rejimininden bahsetmesi üzerine Mumcu, “tek adam” yönetimini, Haldun Taner’in eseri olan Keşanlı Ali Destanı’na benzetti. “Keşanlı Ali’yi herkes reis olarak görüyor kitapta, başlarına bir iş gelirse reis kovar diye şarkılar söylüyorlardı hep bir ağızdan kitap kahramanları” diyerek kitap üzerinden yanıt verdi.

Balyoz davası yüzünden oldu

Konuşmanın FETÖ ve ordu üzerine taşınması ile darbe girişiminden de bahsedildi. Cemaatin ordu içerisinde bu kadar kuvvetli hale gelinmesinin balyoz davası yüzünden olduğu Mumcu tarafından ifade edildi. Mumcu, “Ordu içersinde cemaatin bu kadar kuvvetli hale gelmesi Balyoz davasının yapılması nedeni ile oldu. Sonra niye ordu ele geçirildi diye şaşmamak lazım. Öndeki adamlar içeri alındı meydan bunlara kaldı. Ama yılgınlığa kapılmamak lazım. İşimiz elbetteki zor. Ama yılgınlığa kapışacaksak eğer hiç bunları konuşmayalım daha iyi” dedi. Yapılan referandum hakkında AKP’nin medyayı etkin kullanması, “Evet” için halka medya üzerinden baskı yapılması üzerinde duran Mumcu,”Her yerde o kadar ‘evet’ görüyorduk ki ben bile bir an mühürlü mühürsüz derken baskıyla ‘evet’e gidecektim.” diyerek şakalaşarak bir yandan da gençlerin şimdilerde daha da bilinçlendiği vurgusunu yaptı. “Gençlerin bilinçlendiğini görmek umut verici bir durum. Diktatörlükten demokrasıye nasıl geçilmiş dünyada diye araştırdım. Ortak nokta olarak şunları gördüm, muhalefetin çok geniş bir blok oluşturduğunu görüyorum. Demokrasiye geçelim diye hepsi bir araya gelmiş, sonra biz içimizde kavga ederiz ama önce birlik olalım diyerek tüm muhalif gruplar bir araya gelmiş. Çok geniş bir ittifak kurulması gerekiyor. Belki böyle bir yöntemin peşindende gidilebilir. Ama ülkeyi yönetmek için değil, demokratik kurumları tekrar kurmak için izlenebilir bu yol” dedi.

Ahmet Ataç;”Bizler iyi noktadayız”

Söyleşinin kapanışını Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç yaptı. Ataç, “Geçmiş siyasi tarihe baktığımda, İstanbul’u alıpta iktidar olamayan hiçbir parti yok. Ankara’yı aldık zaten, referandum öncesi dört ili tahmin ettim İstanbul’u olmaz diye tahmin ettim ama İstanbul’da oldu, mesela Esenyurt uzun zamandır AKP’nin elindeydi Esenyurt’daki kürt arkadaşların hayır demesi ile orayı da kaybettiler. Eyüp’ü de kaybettiler.  Şunu yapmak lazım, batıda yaşayan kürt varandaşlar için çok özel bi söylemin olması kazım. Onlar hiçbir ayrılığı istemiyor. O açıdan belki güney doğudaki totel sayı batıdakinden daha fazla. Bazı çok garip şeylerde oldu, Cumhurbaşkanı gitti Sivas’a havalanını anlattı, Avrasya Tünelini anlattı, hayır çıktı. Yerel yönetimler üzerine önem vermemiz lazım. Umudumuzu yitirmeyelim, 20 Ocak’ta Uğur Mumcu adına özel törenimiz vardı . Çok güzel şeyler gerçekleşti. Filistin büyükelçisini davet ettik, yanında gelirken bakanı ile geldi bakanda şehircilik ve duvar bakanı. Onlar duvarı direnme olarak kullanıyor, çok memnun oldular.AKP çok sahip çıktı Filistin’e , özüne bakın sosyalisttir geçmişi, bunların hepsi belki birer ipucu bize. Bizler iyi noktadayız o açıdan bugünkü bu konuşma o kadar önemliydi ki gelen herkese teşekkürler” dedi.