esinerdonmez @ gmail.com

Kızım bir gün dedi ki " Anneciğim biz bir yere ya moda değilken ya da mevsimi değilken gidiyoruz ".O an gülüştük. Sonra bu cümleyi düşündüm. Gerçekten de içimden ne kadar doğru bir tespit dedim. Zira bu günlerde aylar öncesinden dahi bilet bulunamayan, Doğu Ekspresi ve son durağı Kars' a biz anne -kız bundan tam 7 yıl önce, gezginliğin moda olmadığı ama gezginliğin bir ruh olduğu dönemde gittik. O sıralar Eskişehir’ in Sarıcakaya ilçesinde çalışıyordum. Yine çok yoğun bir çalışma temposu vardı. Gece ve gündüz hasta muayenesi,  adli vakalar, aciller,  köy gezileri derken iyice bunalmıştım. Bir gün hiç unutmuyorum köy gezisi olarak Bey köy' e giderken dedim ki "Ben öyle bir yere gitmeliyim ki üç gün hiç kimse kapımı çalmasın”.Artik nasıl bir ruh yorgunluğu halindeysem! Bu iş için en doğru yerin Doğu Ekspresi ve gidilecek yerin de hep aklımda olan Kars olduğu kararına varmıştım. Bu arada tekrar hatırlatmak gerekirse yıl 2011, Kızım yedi yaşında ve ben köyden ilçeye dönmeden tüm gezi planı, ulaşım ve konaklama planlarımı yapmıştım.

Planladığım şekilde heyecanla Doğu Ekspresi‘nin hareket edeceği gün ve saati iple çektik. Anne kız bize iki gece boyunca ev olacak kompartımanda yerimizi aldığımızda çok heyecanlıydık. Yolculuk başladı. Yataklı vagonun keyfini çıkara çıkara, gündüz kâh okuyarak, kâh bakınarak, gece pijamalarımızı giyip mis gibi ranzalı yataklarımızda tıngır mıngır yol aldık. İki gecenin sonunda sabaha karşı Kars’ a vardık. Kızım büyüyene kadar, kendimi hep daha güvende hissettiğim kurum misafirhanelerinde kaldık. Kars‘ ta da Hekim Evi’ne yerleştik. İlk işim hemen bir araç kiralamak oldu. Kafamda Çıldır Gölü ve Ani Harabeleri vardı.  Arpaçay’ a doğru yola çıktım. Önce Çıldır Gölü ‘nü görecektim. Göl kenarında Çanaksu Köyüne geldim. Orada köyün içinden göl kenarına indim. Göl kenarında üç hanım oturmuş hem sohbet ediyorlardı hem de gölü seyrediyorlardı.  Hemen yanlarına iliştim. Gölümüzün suyu çok güzeldir illa girin yüzün dediler. Mayomuz yok nasıl gireceğiz ki derken’ Amaaan girin üstünüzle ne olacak ki ‘deyince kızımla ben Çıldır Gölü’n de buz kıran değil de, yüzenler olarak yıllar sonra bile aklımıza gelip güldüğümüz bir anımız oldu.  2011 yılında göl çevresinde restoran,  kafeyi geçtim bir bardak çay içeceğiniz çardak altı bile yoktu. Dönüş yolunda Gürcistan Azerbaycan ve Türkiye’ ye den geçmesi planlanan kapsamlı bir tren yolu inşaatı gördük. Muhtemelen artık kullanımdadır diye düşünüyorum. Aynı gün geri dönüp Kars Kalesine çıktık. O gün Ramazanın ilk günüydü ve TRT, Türkiye’de ilk iftarını açan il olarak Kars’ tan canlı yayın yapıyordu.  Kars Valisi konuşmasını yaptı ve kaledeki top kurusıkı patlatıldı. Kaleden manzara muhteşemdi. Kütahya kalesinde olduğu gibi kilometrelerce öteden tek bir atlının tozunu görebileceği gibiydi. Beni çok etkilemişti. Kaleden bolca metal çatı görüntüsü vardı. Burada evlerin çatılarını metal yapıyorlar. Neden diye sorduğumda; kar çok fazla yağdığından, evin çatıya ulaşan sıcaklığı ile kolayca kayıp, birikmesini önlemek olduğunu öğrendim.

Kalenin olduğu bölge de Osmanlı döneminden kalma 1579 yapılmış olan Evliya Cami vardı. Hemen yanında Hz. Harakani ‘nin türbesi yer alıyordu. Evliya Cami’ nin Hz.Harakani’ye ithafen yapıldığı biliniyor. O dönemler bolca kişisel gelişim kitapları okuyordum. Hz Harakani’ nin önemini henüz bilmiyordum. Yıllar sonra Mesnevi’nin şerhlerini okuyup, idrak çabası dönemlerim de Hz. Harakani’ den Hz Mevlana’ nın  feyz aldığını  ve dönemsel olarak Mevlana dan 200 yıl önce yaşamış evliya, din bilgini, mutasavvıf olduğunu öğrendim. Bilmeden yaptığım bu ziyaretin benim için hep çok anlamlı olduğunu düşünürüm.  Hemen yakınında Kethüda Cami var. Aslında 12 Havari Kilisesi olarak yapılmış. Ancak sonradan cami olarak kullanılmış.  Buralar, dokusu batıdaki medeniyetlerden farklı mekanlar. Zira  çoğu yapıt 10.yüzyılda Ermeni Bagrat Krallığı zamanından kalma. Ancak Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde  Kars ‘a geldiğinde  kırkyedi cami olduğunu ve bunlardan  yedisinde namaz kıldığından bahsediyor. Kars’ın şehir merkezinde sivil ya da resmi amaçlarla kullanılan yakın zaman Rus mimarisinin bir sürü örneği olabilecek bina vardı. Ertesi gün şehire yaklaşık 48 km ötedeki Ani Harabeleri ne gitmek üzere yola çıktım. Yolda Yahni dağı geçidinin  rakımı 1993m. Hz Harakani Türklerin Anadolu’ya girme çabalarında Ermenilerle yapılan savaşta  Yahnidağ’da  hayatını kaybetmiş.

 Ani Antik kenti, Çin’den Venedik’e kadar uzanan önemli tarihi ticaret yolu olan İpek Yolu üzerindeymiş.24 uygarlığa ev sahipliği yapmış deniliyor. Birçok inanç sistemini içinde barındırmış. Hem camiler hem kiliseler hem de Zerdüşt’lere ait ateş tapınakları(Ateşgene) var. Oldukça gizemli bir kent, dev surlar sizi karşılıyor. Yapıların çoğu daha önce de söylediğim gibi Ermeni Bagratlar’dan kalma. Zamanın zengin şehirlerinden olduğu için çoğu eser kesme taştan yapılmış.  Türkler in Anadolu ‘da yaptırdığı ilk cami(1072) Ebul Manuçehr Camisi var. Çok fazla sayıda kilise savaşalar, depremlerden viran vaziyette ama yine de  kırık dökük biz de buradaydık bir zamanlar diyor. Arpaçay ören yerinin hemen yanı başındaki vadide akıyor. Bu nehir Ermenistan’la Türkiye arasında doğal sınırı oluşturuyor. Yani nehrin öte tarafı Ermenistan. Eğer bizim gibi biraz güneşli bir havada gezecekseniz mutlaka şapka ve bol suyla gidin derim. Dönüş yolunda mesleğe dair algıda seçicilikle Subatan Köyünde Aile Sağlığı Merkezi görünce durup bir merhaba dedim. Aile hekimi, aile sağlığı elemanı başındaydı. Ne güzel dedim içimden ‘  devlet hizmetleri ‘ ülkemizin en ücra noktasında da var. Aynı duyguyu yıllar önce Artvin Şavşat Devlet Hastanesi’ne eğitim vermek için gittiğimde de hissetmiştim.

Eveeet bugün ki yazıdan şu neticeleri çıkarmanızı istiyorum; gezginliğin modası yoktur, ruhu vardır. Ve bir gezgin ruhun çocuğu, engel değil güçtür. Gezerken lütfen çocuklarınızla gezin. Sandığınızdan farklı olarak onlar asla unutmuyorlar. Fotoğraflar 7 yıl öncesine aittir. O zamanlar öz çekim çubuğu olmadığından fotoğraflarda ya ben ya kızım var.

Sağlıkla kalın,  hoşçakalın ama illa ki benimle kalın