merteke26. @ gmail.com

Doğası gereği devlet çok büyük bir güce sahiptir. İçerden ve dışarıdan gelebilecek her tehdidi alaşağı edebilmek için devletin böylesi büyük bir güce sahip olması zorunludur. Peki ya devleti yönetenler bu büyük gücü kendi çıkarları veya ideolojileri doğrultusunda kullanırlarsa? Daha da kötüsü yöneticiler  bu büyük gücü ellerine aldıklarında kendi vatandaşlarına zulüm ederlerse? Veyahut çoğunluğu eline alan siyasi bir grup demokrasiyi oylarıyla diktatörlüğe çevirirse? İşte bu yazıda tüm bu tehlikeleri bertaraf eden, adaletin ve demokrasinin koruyucusu olan sistemi yani katı kuvvetler ayrılığını anlatmaya çalışacağım.

Kuvvetler ayrılığının temel özelliği yukarıda bahsettiğim gibi devletin bu büyük, ezici gücünü 3 temel kuvvete bölerek bir kontrol ve denge mekanizması sağlamaktır. Bu üç temel kuvvet toplumlu yönetecek yasaları yapan yasama (Meclis), bunları uygulayan yürütme (Başkan) ve tüm işleyişin hukuka uygunluğunu denetleyen yargıdır. Sistemin özelliği bu üç organın birbirini denetlemesi ve dengelemesi sayesinde kimsenin keyfi hareket edememesi ve daima hukukun, ülke çıkarının gözetilmesidir. Bu üç kuvvet ülkemize birbirinden son derece yumuşak bir şekilde ayrılmış hatta ayrılmamıştır. Kuvvetlerin birbirini denetlemesi ve dengelemesi için birbirinden katı bir şekilde ayrılması gerekmektedir. Bu durumu ülkemizden örneklerle anlatmak istiyorum.

Öncelikle yasayı yapan kişilerle uygulayan kişiler kesinlikle farklı olmalıdır. Çünkü yasayı yapan ve uygulayan şahıslar aynı olursa bu şahıslar kendi çıkarlarına göre keyfi yasalarla ülkeyi yönetirler. Ülkemizde meclis (yasama) iktidar partisi genel başkanının emrindedir ve başkan istediği yasayı vekillere yaptırabilir. Bunun sebebi vekillerin kimler olacağına başkanın karar vermesidir. Vekilliğini başkana borçlu bir kişi elbette ki başkanın istediği her yasayı çıkaracaktır. Buna engel olmanın yolu vekilleri başkanın değil, halkın belirlemesidir. Bu şekilde vekiller başkana karşı değil, halka karşı sorumlu olur ve aldıkları kararlarda, yaptıkları hatalarda, hesabı başkana değil halka verirler. Halka hizmet ettikleri sürece de o koltukta oturabilirler. Böylece yasalar güvence altında ve başkanda halkın denetimi altında olur. Bu sistemin adı da Dar Bölge Seçim Sistemi'dir. Yürütme ve yasamayı katı bir şekilde birbirinden ayırır. Jean-Jacques Rousseu bu durumu şöyle ifade eder:"İnsanlara komuta edenin yasalara etmemesi gerekir, yasalara komuta edenin de insanlara etmemesi gerekir."

İşte bu iki kuvvet böylece birbirini dengeler ve bir ahenk oluştururlar. Peki ya bu iki kuvvet hukuka aykırı yasalar ve faaliyetler yapıp da vatandaşın hakkını çiğnerse bunlara kim dur diyecek? Burada da görev yargı erkindedir. Yargı erki üçüncü temel kuvvettir ve ülkede hukukun üstünlüğünün ve tarafsızlığının güvencesidir. Peki yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını nasıl sağlayacağız?Günümüz Türkiye'sinde tıpkı milletvekillerinin olduğu gibi yüksek mahkemenin de üyelerini iktidar partisi genel başkanı belirler. Başkanın kendisini denetleyecek ve frenleyecek kişileri kendisini denetleyecek ve frenleyecek kişileri kendisinin belirlediği bir sistem ne kadar saçma ve anti-demokratik değil mi? Yasama ve yürütme faaliyetlerini denetleyecek olan Anayasa Mahkemesi üyelerini herhangi bir siyasinin ataması doğru değildir. Anayasa Mahkemesi, üyelerini kendi içinde belirlemeli ve siyasilerden tamamen bağımsız olmalıdır. Ancak böylelikle hukuk tarafsız olabilir. Aksi halde bugünün partili hakimlerinin yaptığı gibi adalet katledilecektir.

Devletin doğasından gelen üç temel kuvvete modern dünyadan yeni bir alt kuvvet eklenmiştir. Bu kuvvet basındır. Basının tarafsız ve bağımsız olup, olan biteni tüm gerçeklerle halka anlatabilmesi, cumhuriyetin yaşayabilmesi için hayati önem taşır. Bunun yolu da tarafsız, namuslu ve cumhuriyetçi gazeteciler yetiştirmektir.

Farkındayım biraz uzun bir yazı oldu. Buraya kadar okuma sabrını gösterenler içten bir teşekkür ediyorum. Şu anda böyle bir sistemle yönetilmemiz mümkün değil. Ama bunları iyi bilerek, cesaretle savunmalıyız. Çünkü gelecekte bir gün böyle modern ve demokrat bir cumhuriyet kurabiliriz. Umut her zaman vardır... Bütün cumhuriyetçilere saygı ve sevgilerimle...